Sayfalar

7 Ocak 2016 Perşembe

Halamın Günceleri 4 : "Mislislerin Dikkatine ; Sınırda Kaçaklar Var !! "

Raametli Anacigım Ezberlettırmiştı Beni (H)em Kızkardaşlarımi..Tebareke'den Başlayip Yasin'e Kadar Okuridim.
O Gece Evden Kaçarken Derede Abdest Aldım. Başladım Okumayi.Ben Sanardım Yol Boyunca Tebareke'yi Bitirdim,Yasin'e Geçtim; Megerisem İki Saattir Sübhaneke'yi Okurmişım (H)eyecandan.
Günlerce Yol Gitmiştım.
Aç,Susuz.
Ekmek Yok,Bulgur Yok.
Köstendil Sınırını Samanle Dolu Bir Arabayle Geçtım.
Elimde Sayte Pasportle.
Oralarıni (H)iç (H)atırlamayim.
Nasıl Çıkaracaktım Kardaşımi Oradan Bilmeyidım.
Sınırı Geçtıgımızda Güneş Dogayidi.

Uzun bir vakitti.
Evliliklerini anlattığı bir geceden öbür gecede Bulgaristan olaylarına geçmesi,anlatması çok dikkat çekiciydi.
Gittiğim her defasında zorla yaptırırdım Türk kahvesini.
Kendi elleriyle sardığı tütün hakeza.
Sigaramı yakıp bir fırt çektim.Gökyüzüne üflediğimde parçalanarak kaybolan sigara dumanını izlerken gecelik sandık açılmış ve halamın incileri dökülmeye başlamıştı..
Her şeyden önce o korkusuz cesur kadın bile çok korkmuş. Olanları anlatırken sanki o anı tekrar tekrar yaşıyordu canım benim. Elimi sımsıkı tutuşundan,o kapkara gözlerinde ki dehşet sahnelerini tekrar gördüğünü,anlardım çok korktuğunu.
Gerçekten hatırlamıyor bazı şeyleri. Doktor kafasını vurduktan sonra bir çok şeyi zaman zaman unutup zaman zaman hatırlayabileceğini söylemişti. Bosna Savaşı'na giderken İtalya'ya nasıl gittiğini hatırlamaz mesela. Arada bir kısa sürelide olsa neden küstüğümüzü unutur tombalağım :) ( Kendisiyle bir seneye yakındır küsüz)

O günlerde bir kaos gidiyordu. Her şey yasaktı.
En sık dönemdi 1984-1989 Dönemi.
Türkçe YASAK !
Ezan YASAK !
Türk Halk Müziği ve Köçekçe Havalar YASAK !
İslamiyet YASAK !
Mahalli Türk Giyimleri YASAK !
Bulgaristan'da kağıt üstünde artık Türk yoktu. Sanki hiç olmamıştı. Ülkenin yarısı sürgündeydi.
Türkleri ve diğer azınlıkları savunup,bunun yönetim şekline aykırı olduğunu söyleyen Bulgar aydınlar,profesörler,bilim adamlarıda Belene Adası'ndan nasibini aldılar.
Sünnetli olduğu için,Bulgar ismini reddettiği için,oğlunu sünnet ettirdiği için,Türkçe konuştuğu için Belene Adası'nda senelerce işkence çektiler.
Bulgaristan'da ki Diyarbakır Cezaevi işte senin anlayacağın.
Aynı senelerde.
Biri doğunun ucu,diğeri batının bucağı.
Birisi Türkçe konuştuğu için işkence gördü,diğeri Kürtçe konuştuğu için işkence gördü..
Zalim her yerde zalim,zulüm her yerde zulümdü işte.

Halam Köstendil sınırını geçtiğinde içinde bir ferahlık hissetmiş nedendir bilmez. Tek bildiği hayal meyal hatırladığı ablasının evi.Ah bir hatırlasa keşke yemin ederim roman yazardım.Zaten kendisinin mutlaka bu konuyla ilgili zorlamaları,hatta hatta ıkınmaları çok meşhurdur :D Şaka değil gerçekten ıkınıyor hatırlamak için kendince.

Nasıl varmıştır Bulgaristan'a hala bilinmez bir sırdır aslolan.
Ama bilinir ki her biri gerçek var olmuş olanlardı,tarihte yerini almış olan kapkara olaylardı.
Sizi öylesine kara bir olaya götüreceğim ki; belki bildiğinizi belki bilmediğiniz bir olay.
Küçük Türkân'ın olayı.
Onun dilince Kızı Botuş yani kendine alınacak olan Kırmızı botuşlarındaydı aklı Türkan'ın.Çocuktu işte.Onun dünyasında milliyetçilik yoktu.Herkes insandı. Etrafındaki bu telaşa ve hareketliliğe anlam veremiyordu.Onun aklı sadece kırmızı botuşlarındaydı.
Bir an önce alsalardı bari,tek derdi geceleri bile sorduğu botuşlardı.
Fakat onun saf ve tertemiz dünyasının dışında yaşadığı dünyada çok daha farklı şeyler olmaktaydı.Tüm soydaşlarının isimleri değiştirilmiş,kısıtlanmışlardı.Buna dur denilmeliydi.Kayalobalı'lar harekete geçtiler o gün. Amaçları Mogilyane'ye gidip isimlerini istemekti. Annesinin şelvarından tutuverdi.Lütfen şalvar değil; şelvar.
Anası Fatme kızı Türkan'ı sırtlayıverdi. Koyuldular Mogilyane yoluna.
Bekledikleri gibi karşılanmadılar Kayalobalı'lar.
Derken o gerginliğin ardından milisler ve halk birbirine girmiş;yumruklar konuşmaya başlamıştı derken silahların konuşmasıda gecikmedi.
"Kan akıyeri Fatme aba,kan senden akıyeri aba" diye bir ses duymuştu Fatma Hanım.
Kendini yoklamıştı hiç bir şeyi yoktu ama; biricik evladını çevirdiğinde o konuşan silahların 17 aylık Türkan'ı alnından vurmuş olduğunu gördü.
Bu kıyılmış olan canlardan biriydi sadece;daha neler neler vardı halkın dilinden anlatıla gelen neler vardır bilseniz.

Ne zaman Türkan bebek olayı açılsa,gözleri dolar.
Kız kardeşini nasıl kurtardığını çok iyi hatırlar.
Gözlerimi diktim gözlerine,psikolojik baskı yapıyordum; kaçak olayını anlatması için ve en sonunda dayanamayıp  "ey süleycem süleycem o kaçaklar kim idi,çatladın more" diye kahkayı patlatıp başladı anlatmaya.

Plana göre; eğer ki sınırda farkedilirlerse; suç Gülümser halama atılacaktı.Hatta gerekirse Fatme halam zorla kaçırıldığını söyleyecekti.Önemli olan ilk önce sınıra kadar fedailik yapıp onları götürecek birileriydi.
Nereden bulunacaktı ? Gülümser halamı Köstendil'den geçiren adama ulaşamazlardı tekrardan.
Sınıra yakın bir ile gitmekti amaç öncelikle,fakat şehirden şehire bile gitmek zordu.
Derken kapı çalınmş yürekler ağıza gelmişti.Gelen ise komşu Lalahan ablaydı.
Lalahan abla Gülümser halamı tanımış;olanları duymuş,hatta kendisinin eşide Belene Adası'nda öldürüldüğü haberini yeni almıştı.Durumu onada anlattılar.Lalahan abla abisinin onları sınıra götürebileceğini söylemiş onlara bu zorlu mücadelede destek olmak istemiş.

"Allah ruhunu şad etsın,Yattigı yer cennetmekan olsun inşala. Agasıyle konuşmiş yalvarmiş,yakarmiş razı etmış.Ne vakıttır rüyamda görmişım,megersem ülmiş.
Bu gelin ögleden biz gidesiye ka oturup Kuran okumiş bizim içın.Gece vakıt varidi belki saat 2.
Bir kamyonetin arkasına bindık.Lalahan'ın agası sınırdan insanlari kaçırırmiş.Sagolsun bizida yardım etti.Tam ormanlıkidi geldıgımız yer.O ka zordi. İşin ucunda ülmekta varidi.Sınır sınır diyıl. Sanırsın dünyanın en degerli hazinesi saklanır Bulgarya'da.

Önce Besmele çektı Azimet abi
"Bismillahirrahmanirrahim"
Yapılan iş gerçekten o kadar zordu ki.Rabbin yardımına ihtiyaçları vardı.Gerçekten bu işte zorluk vardı.Kolaylıkta bu zorluğa sebep veren Yaratan Rabb'in elindeydi.
Elektrikli tellerdi önce kesilecek olan.Dudaklarından döküldü;
"Feinne meal usri yusra.İnne meal usri yusra"
(Elbette zorlukla birlikte kolaylık vardır.Gerçekten zorlukla birlikte kolaylık vardır.)
O kadar tembellerdi ki o sınır milisleri. Nasıl olsa kimse geçemez;geçmeye çalışan ölür diye kontrol etmemişler bile.Azimet abinin daha önce temizlediği mayın hattından bile haberleri olmamış.
Sınır kulelerinde ki ışıklar sürekli dolanıp durmuş.
Yürekleri ağzında atmış tellerden geçerken.Ama daha bitmemişti.Gözlerden ırak olmalıydı bu kaçış.
Yaradan Rabb yüzlerine gülmüş olmalı ya; bir yağmur salmış ki.Tam kurtulduk derken; hani filmlerde de olur ya hep kahretsin bir hareketlilik baş göstermiş.Ağacın arkasına saklanmışlar.
Tarif edemem derdi halalarım.Gelen milisleri görünce ne yapacaklarını şaşırmış sessizce beklemişler.
Halamın anası gelmiş aklına "Oku kızcem,zorda kaldın mı oku"
"Ve cealna min beyni eydihim sedden ve min halfihim sedden fe ağşeynahum fe hum la yubsırun"
(Biz onların önlerine bir set,arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik.Artık göremezler.)
Yasin suresi'nin 9.ayetiydi.
Rivayete göre bu ayeti düşmana görünmemek için okurlarmış.
Halalarımı dudaklarından dökülmeye başlamış ayet.Geçip giden milisler farkında bile olmamış bu olanların,onların hissetiği korkuları.Yola devam edecekken aksilik bırakmamış yakalarını; çalılara takılan halamdan çıkan ses birilerinin dikkatini çekmiş olmalı ki ses duymuşlar.
"Vnimaniye Militsiya; İma Nelegalnati Na Granitsata"
"Milislerin Dikkatine ; Sınırda Kaçaklar Var"...

Halamın Günceleri 3 :Kocamı Öldürdüler Ablam !! ; Fatme ve Gülümser Kazımovic

Vakıt Tito Üldi,
O Vakıt Parçelenmeye Başladi Yavaş Yavaş Ortalık.
Zaten Ne Vakıt Üldi Tito O Vakıt Sırplar Em Sülediler Büle
"Müslümanlar,Müslümanlar Kara Bulutlarınız Geleyi.Artık Sizi Koruyacak Bir Tito'nuz Yok"
Belliydi Gelsın Sıkleti Günlerimiz
Zaten Bir Çoğumuz Yugoslavya Zamani Dagildiler Çalışmaya Fabrikalara Hep Bosna,Kosova,Sırbistan,Karadağ..
Yugoslavya Dışında Bulgaristan'da Fatme Ablam Varidi, Arnavutluk'ta da Var Bir Kaç Akraba.
Bir Çoğu Zaten Makedonya'dan 1950-55 Arasi Yücelciler Olayından Sonra Güçtülar Anavatan'a.
Geri Dünenler Dündü...
Bilirsın Kan Aglaydık Ne Ka Vakıttı...

Halam gözleri dolarak anlatırdı o eski günleri.Kimsin ?, Nesin ?,Dinin Nedir ? diyen yokmuş o zamanlar.Kimse kimsenin tavuğuna kışt demez;kimse kimsenin karısına,kızına yan gözle bakmazmış.
Misal öyle aileler varmış ki ; Kocası Boşnak Müslüman,karısı Sırp Ortodoks veya kocası Hırvat Katolik,karısı Boşnak Müslüman.Veya Türk,veya Arnavut,veya Torbeş(Makedon Müslümanlar),veya Makedon veya falanca diye gidermiş...
"Ah Eski Günler" diye içini çekti önce halam,sonra başladı anlatmaya.
Daha doğduğunda Yugoslavya Sosyalist Cumhuriyeti 4 yaşındaymış.Manastır,şimdi ki Makedonca adıyla Bitola'da,sayılı Türk ailelerinden.
Fatme,Gülferi,Kerime,Gülümser,Hamden ve Hacize halam.Tam altı kızkardeş.Allah vermemiş büyük amcama erkek çocuk,o yüzden hepsi erkek gibi büyümüş. "Her şey çok güzelidi be kızan" der halam.Daha öncede anlattığım üzere rahmetli babaları ağa kızları olsalar bile okusunlar bizim gibi cahil kalmasınlar demiş.Çoğu farklı okullarda okumuş,halam önce Slovenya'da sonra Kosova/İpek'te okumuş.Çok uzun onun okul hikayesi onun için yazının ilk serisinden başlayın okumaya :)
Tito öldükten iki sene sonra eniştemle dünya evine girmiş ve çocukları olmuş boyunca.
Derken Yugoslavya'nın komşusu olan Bulgaristan'da patlak vermiş ilk olaylar Balkanlar'da.
Zaten halihazırda senelerce yapılan daha sonra vazgeçilen isim değiştirme politikaları 1974 yılında Bulgarca'nın bir lehçesini konuşan Müslümanlar yani Pomaklar'ın adları silah zoru ve çıkarılan tehdit kanunlarıyla tamamlanmıştı,Senelerce aynı problemi yaşayan Pomaklar sanki mezara girermişcesine senelerce öldürülüp diriltildi ( yani isimleri değiştirilip tekrar geri verildi) ve bu ölüm 1974 senesinde son bulmuştu.
Ve sıra Türkler'e gelmiş.

Malumunuz az çok bilirsiniz. O dönemlerde çocuk olanlar çok iyi bilirler; sarı saçlı mavi gözlü alışılmışın dışında kırık bir aksanla konuşan ilginç çocukları.
İşte önce o çocuklar asimile edilmeye başlandı."sizler Türk değil,faşist(kendileri halk cumhuriyeti ama yaptıkları faşizm değil zaten) Osmanlı tarafından Müslümanlaştırılıp dilleri unutturulan Bulgarlarsınız"denildi. Baktılar olmadı önce Türkçe konuşmayı yasakladılar.
Arkası kesilir mi ?
"Sizler aslında Türk olmayan Arap Osmanlılar'ın dinini benimsediniz"dediler Ezan ve ibadet yasaklandı.
Bir ateist olarak hala ki şiddetle kınarım; bir yerleşim bölgesinde ki halkın tarihi ve geçmişi araştırılırken mezar taşlarından yola çıkarlar.
İşte bunu bilen sözde sosyalist halk yönetimi olan faşizan devlet eski mezar taşlarını kazıttı,kırdırdı veya üstüne çimento döktü.
Hatta bununla yetinmediler; "ortak mezar,kardeşlik mezarı"dedikleri bir mezarlık oluşturuldu. Dinine,değerlerine,vecibelerine bakılmaksızın her ölen insan buraya gömüldü.
Bu bir hakarettir...
Bir çok tarihi eser yağmalandı,tahribe uğradı.Eski cumbalı Osmanlı evleri ve çeşmeleri tek tek yıkıldı.
Bugun ki Şumen(Türkçe adıyla : Şumnu) şehrinde ayakta kalabilen tek bir cami vardır;Tombul camii. Hani şu "ben sana adam olamazsın dedim" mevzuunun önünde geçtiği cami.O bari kurtuldu..
Sünnet yasak,Türkçe yasak. Sofya Radyosu'nda ki Türkçe yayınlar,Türkçe basılan dergiler,gazeteler.Evde bile yasak. Kurban bayramında kimin evinde daha çok et var diye dolapları didik didik etmeler. Artık o kadar paranoyaklaşmışlar ki; Bulgaristan'da yaşayan halam "abartısız süleyem kızan" diyerek anlatırdı. Adamlar baskın yaptıkları evlerde radyonun ibresinin en son hangi frekansta kaldığına(Türkçe mi Bulgarca mı yayın yapan bir frekansta kalmış acaba ?!) bile bakarlarmış.
En sonuncusunu biliyorsunuz.
"Namusum"dedikleri atadan kalan isimlerine el uzattılar.
Binlerce Türk'ün ismini değiştirdiler.
Veyase oldu Valentina. Yakup;Yakim,Zehra da Zlatka oldu...
Senin soyunun ismi Ibrahimov iken;sana dediler Stoyanev,senin öz kardeşin için ise Angelov dediler.Yani sana verdikleri soyismiyle bile sen bu dünyaya ağaç kovuğundan,yer yarığından çıktın dediler.
Yemin ederim her anlattıklarında kanım çekilir.
İsminden vazgeçmeyenler,Türkçe konuşanlar,uzun lafın kısası "Türkçe Islık Çalanların"  mekanı oldu Belene Adası Çalışma Kampı(!)
Her şey bir yana olanların en acısını paylaşacağım sizlerle..
Ama zamanı gelince demiştim..(Gelecek yazımı ona adayacağım)

Bilmeysın.
O gece Allaaann (h)ikmeti,biliriz ya olanlari. Her gün akın akın ya Avusturalya ya da buraya yani Yugoslavya'ya gelilardi..Güzimizz kulagımiz ep yollardaydi...Ama ulaşamaysık. Her gün her gün te buni arayiz ama ulaşamaysık. Malum; Bulgaristan'da memleket dışi telefon,posta,telgraf YASAK!
Tegana(birden) içim geçmiş burda,rüyamda Fatme ablami gürdüm. Ama ne aglay ne aglay "ablaaamm,ablasının gülü kocami üldürdülarr"taa ki uyandıgım gibi telefoni aldım elime derken hat düşti mi ?! Fatme açti telefoni.
Em aynen süledi;
"Kocami Üldürdülar Ablasi ;Gel Kurtar Beni"...
Sonra hattan düşti...
Kuran'ı Kerim için idi yeminim olsun.
Sınırı geçip Fatme'yi kurtaracaktım...

Bir an durdu.
Gözlerinde ki yaşı sildi,sonra Fatme halamın gözünde ki yaşları sildi.
Elinde ki sigaradan derin bir nefes aldı.
Karşımızda duran Pelister dağına uzun uzun baktı. Sanki bir beklediği vardı Gülümser halamın; olayları birlikte anlatmak istediği bir beklediği...
Biz heyecanla beklerken o sadece sustu.
Sonra bana dönüp ; "Bilirım heyecanli bekleysın kızan,anlattıracim olanlari" dedi ve sabahın seherinde ağlamaktan şişen gözlerimizle uyumaya gittiğimizi hatırlamak bir yana,sanki daha dün gibiydi...

Biliyorum,çok uzun zamandır yazamıyorum sevgili okurlarım; bir GSM firmasında uzman müşteri temsilciliği yapıyorum çağrı merkezinde.Vakit kalmıyor inanın. Özel Müşteri Temsilcisi o kadar kolay yetişmiyor ki :)
Aldığım yıllık izinde Kosova'ya giderken yazıyı tamamlamak istedim.
Yazımın devamı hazır :) Merak etmeyin :) ama biraz geçmeli :)
Sevgiyle kucaklıyorum hepinizi :)
Hürmetler :)

                                                                             ...Ljubav

30 Nisan 2013 Salı

Halamın Günceleri 2 :Mori (H)alacım Siz Nasıl Evlenmişinız ?

Ayyy Nerden Getırmişın Aklımaa,
Üldürdün Beni Gece Gece Gülmektan Kızancımm..
Benda Bilmeyidım ki,Kaptırıverdim Günlümü İşte Rahmetliye..
Nasıl Oldi Ben da Anlamadım,Nasıl Evlenmişım,Nasıl Kızanım Kızçem Olmiş,
Bir Bakmişım Ünce Samire'm,Sonra Sami'm,Ardına Hasine,Bir Kaç Vakıt Sonra İkbal Ve En Son idi Tekne Kazıntısi Gülfiye'm  Oluvermış..
O Senın Enişten Yok Miii ? Az da Değilidi Zirzop(Çapkın)
Ah Mori Kızancım,İçim Yare Olmiş Kabuk Tutmiş...
Bilisın mi ? Kalbim Bugün Atayse Eger..
Hep Onun İçin Atayi Hala..

Ertesi gece,hava daha da çok sıcaktı,artık insanlar bir an önce şu meşhur Balkan soğukları gelse diye diler olmuştu.İkbal'de uyuyamamış,Sami'de..
İkbal,hepimize birer kahve yapmış,birer de elmalı nargile yakmıştı.Konak'ın en üst katındaki terasta,sedire oturup halamın etrafına toplaştık.Evelki gece söz verdiği üzere rahmetli eniştem Halil'le nasıl tanıştıklarını ve neler yaşadıklarını anlattı tek tek...

     Halam Gülümser,ara tatillerlerde Slovenya'dan evine dönermiş.Köy Manatır'a yani Bitola'ya  bağlı karma bir köy;Türk,Arnavut,Makedon,Vlah(Roman),Biraz Torbeş(Müslüman Makedonlar),Biraz da Boşnak varmış köyde.Köy eski Türk köyü.Osmanlı'dan bu yana her şekilde yapısını koruyabilmiş.Komşuluk ilişkileri o kadar ileri seviyedeymiş,kız alıp vermeler dahi olmuş(fakat bizim Türkler,Müslüman olanlardan kız alıp verirken,diğer Müslüman ırklar yani Arnavut ve Boşnaklar,gerek Sırplarla[ki buna Bosna savaşı zamanndaki yazı dizisinde değineceğim]gerek diğer Hrıstiyanlarla kız alıp vermeleri olmuş).
    Ederlez'de(Hıdırellez),Sultan Navrız'da(Nevruz) köydeki şenliklerde,düğünlerde hep eniştemle karşı karşıya gelirmiş.Adet üzere Hıdırellez'de veya Nevruz gecesinde köyün bütün kızları bir evde toplanır(genellikle bizim evde),aralarından iki kız seçilir,kızlar yolda kimseyle konuşmadan giderek,sürekli akan bir yerden misal;dereden,çaydan iki kulplu bir küpe su doldurur,41 kız 41 Yasin okurmuş suya,ardından dilek dileyip yüzüklerini bu suya atıp, küpün ağzını kırmızı tülbentle bağlayıp,gül ağacının dibine koyarlarmış,sabahta mani söyleyerek açarlarmış.İşte böyle bir hıdırellez gecesinde halamla arkadaşı Fatime köy yakınınında ki dereden su doldururken eniştem Halil dikilivermiş başlarına.Halamın tabiriyle "Ödcegizi Patlamiş".Halamın önüne beyaz tülbenti atıvermiş,hoşlandığını belirtmiş kısacası bizim enişte.Ertesi gün olaylar öğrenilmeden küp açılmış,maniler söylenmiş.Fakat oda nesi ? Halamın attığı yüzük kayıp..Köy tabiriyle "Hızır çalmiş yüzügini"demişler halacağızıma.E kayboldu ya yüzük,herkes merak eder olmuş Gülümser ne diledi de yüzüğü kayboldu diye..Acaba ne dilemişti de halam yüzüğü kaybolmuştu...


"Ben mi ne dilemiştim..Enışteni dilemiştım,aklımda o varidi,daha suyi doldurmişidım,onu gürdüm,üdceğizim patladi..Fatime sıkı agızlidır,em üle sülemez kimselere ne olmiş ne bitmiş..Allah dilegımi kabul etmiş...Bilisın mi ? Sanki şu kapi açılacak,em girecek enışten içeri,hala var kokusu yastıgında,kaybolmasın diye sandıkta saklayim...Eger kalbim hala atayse benim,onun için atayi..Bilmeysın kızanım,sevdalık nedır,ne degildır,sevdalık üle bir şey ki adami degil daglara çöllere,dünyayi dolaştırır.."

İlk buluşması daha gün gibi aklında halacığımın.
Halamın can dostu Fatime koşa koşa gelmiş halamın yanına,halam der sıcak bir yaz günüydü,halam merakta kalmış tabi,Fatime niçın kalmış büle nefes nefese :D
"Kız mori Gülümser,(H)alil demiş isteyem Gülümser gelsında,bir iki deyecegım var,yatsı saatinden sonra Gazi Baba türbesinde bekleyecim" diye haber getirmiş halama.Sevincinden elindeki su testilerini fırlatmış,ağıla girdiği gibi kapmış kuzusunu,ona anlatmış.

"e ne yapacim kızan,en yakın arkadaşım Fatime'ydi.E ben kimlen paylaşacim sevinmişım üzülmişım,te kardaşlarıma anlatamazdım,bilirdım anam babam ügrenecek, benda alırdım kuzumi onunlen konişirdım.Kuzumin adı Alişe'ydi,raametli Alişe tetemin(teyzemin) adıydi,pek severdi beni,em Alişe tetem üldi,bu kuzicık dogdi.Biz raametli babamlen ağıldayken bu kuzi elimıze dogdi,tam sıra anamın seslerinı duymişız,yetişinnnn Alişe'm gitti deye...Hastaymiş Alişe tetem,bilmeydık"

Gün geçer mi hiç,halamı sarmış bir heyecan bir heyecan,vakit geçsin diye bütün konağı temizlemiş,kışlıkları havalandırmış,halıları ipe asmış,börek açmış,baklava yapmış.Ev ahalide şaşırmış tabi haline,o beyaz teni birden al basmış yanaklarını.Anasıda aptal değil ya,aynı yollardan geçmiş,anlamış anlamış ama....
Vakit gelmiş çatmış,halam süslenmiş püslenmiş,bi hafif ruj sürmüş,iki yanağınada azcık allık niyetine çalıvermiş,birde açmış o uzun saçlarını dizlerine kadar

"te bak ne giymişidım,altımda pembe bir şalvar varidi,onun üstündede altın rengi bir etek,etegin bir ucuni belime toplamıştim,üzerimde siyah bir bluz varidi,başımdada beyaz şami(başörtüsü).Neyse varmişım Gazi Baba türbesine,bir fatiha okumişım baktım daha Halil gelmemış derken birden çıtırtılar geldi,ben sanayim ki Halil geldi,ne korkacim türbeden,keşke Gazi Baba kalkıp gelseydı,Allah'ın mübarek bir kulumiş,kulumiş ama gelende ne Halil ne de Gazi Babaymiş..."

Gelen anasıymış tabi ki,gece kolundan tuttuğu gibi sessiz sessiz eve götürmüş,ordan ahıra kilitlemiş halamı...

"Ah mezarında güller bitesi anacigım,aldi getırdi beni eve,kitledi ağıla,dedi üldürürüm seni kız,üldürürüm,küvde düşman çok varidi karida hakli sonuçta.Tam üç gün ağılda kalmişım,Gülümser nerde deyen babamada demiş hasta odasında yatayi,tabi o zaman çok ayıpidi baba girsın genç kızın odasına..Her şeyi anlattırdınız,cımbız gibisinız mübaregın,ayde yeter bu gece bu ka,çok yorulmişım,uykumda gelmişi,bana müsade,ayırli geceler olsun..."

Çok kısaydı anlattıkları ama bir ömür boyuydu sanki olanlar.Gecelik misafir olan uyku çoktann ziyaretine gelmişte,kapıyı çalar gibi esnetmeye başlamıştı herkesi.
Gözümde canlanan geçmiş,halamın anlattıklarıyla başa sarmaya başlamıştı çoktan..Kendimi o kadar çok kaptırmıştım ki geçmişe,karşımda duran dağların arasından sızan güneş ışıklarını hissettiğimde daha yeni dalmıştım o baldan tatlı uykuma..
                                                                 Ljubav...

28 Nisan 2013 Pazar

Halamın Günceleri 1 : Küçük Bir Dev Kadın Gülümser Kazımoviç(Kadıjevska)

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh8j1fHv-0HXkrReSga9pC_Vgrr9-1dZY8VEhJBnz1pLCYgytnkxAnUJ9jTybH5ap-RVvJJ3hzpKKmmp8ROIJjMxkTMWLytcBCCFzQALKSf1Xf4omb8QpA_Tb9-qRntam-9LpVhlmxScnCE/s1600/yugoslavya-bayrak-dagilma.jpg
More Bir Bilsan Nasıl Günleridi Geçirmişım
Aklımi Yemedım Ya,Şükürler Olsun Rabbime,
Ben Bugünlere Geldıysam Allah'ımin Yardımiylan Gelmişım,
Sen Yat Kalk Halina Şükret,Daha Sen Gürmedın Buralarda Küti Şeyler..
Unutma Kızancım,Sen Hep Suçlisın..
Çünki Buralarda Türk Olmak,Hele Bir de Müslüman Olmak...
SUÇTUR MORE... SUÇTUR... 

Geçirdiğim nöbetten sonra uyumak üzereydim,halam yavaşça geldi odaya "more kızancım,uyudun mi ?" dedi,olanca uykumda kaçtı...
O zamana kadar hiç sormamıştım,kimdir neyin nesidir ? Halamla geceleri oturur kahve yapar,sabah ezanına kadar oturur konuştuk..Bana başından geçenleri,Binbir Gece Masalları gibi uzun uzun anlattı..Anlattı ki bilinmeyenler gün yüzüne çıksın diye...Benide buna elçi kıldı..Bana ise elçilik görevlerini yerine getirmek düşer..

"Bu yazı dizisinde,sizlere halamın karışık dönemlerde,yaşadığı üzüntüleri,o savaşları,savaşa rağmen yaptıkları düğünü ve yaşadıkları sevinçleri,Bosna'da düşen bombalar arasında gece gece söylediği türküleri,Bulgaristan'dan kız kardeşini kaçırışını paylaşıcam..."

1943'te kurulan Yugoslavya toprakları arasındaydı memleketim Makedonya.
Adı Sosyalitiçka Republika Makedonija Yani Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti..
Halam Gülümser doğduğunda cumhuriyet daha on yaşındaymış. Annesi Gülümser olsun demiş adına..Daha sonra sandıktan çıkarıp her baktığında acıları tazelenecek olan Yugoslavya kimliğinde yazan koca puntolarla "Gjuljumser Kjazımovic"(soyismi 1991'de Makedonya bağımsızlığından sonra Kjazmovska,evlendikten sonra Kadijevska olmuştur) çoktann hayat gailesi içinde yerini almıştı ..Ailesi Bitola yani Manastır'ın(Atatürk'ün İdadiyi okuduğu bugün müze olarak kullanılan Manastır Askeri İdadisi'nin bulunduğu ve yine Bitola adını taşıyan Makedonya'ya bağlı şehir) sayılı ve zengin Türk ailelerinden..Gülümser Halam,rahmetli dedemin,dedesinin babasının amca kızları olur..Hürmeten hala deriz bizde.
Önce Albansku Shkola yani Arnavut Okulu'na yazılmış halam,bakmış böyle olmayacak rahmetli babası onu bir Sırp okuluna yazdırmış..Güzel Yugoslavca konuşabilsin diye,tabi ki Türkçe'yi unutmadan buna mütevellit orta okulu Türkçe okumuş.1972 Yılında Yugoslavya/Slovenya Ljubljana Üniversite'sinde "Tiyatro-Radyo Bölümü"nü okumuş,ardından mezun olduğu 1976 tarihinde Yugoslavya/Kosova Priştine Üniversitesi'ne bağlı İpek Kampüsünde ekonomi okumuş..En sonunda hayali olan Sosyalist Üsküp Türk-Arnavut Tiyatrosu'na adım atmış..Başta Türkçe ve Arnavutça olmak üzere Sırpça,Makedonca oyunlar sergilemişler..Müşerref teyzemle beraber senelerini geçirmişler,turneden turne koşmuşlar Türkiye'ye bile gelmişler...
Yugoslavya döneminde bir çok akrabamız kimileri 1950-55 döneminde Türkiye'ye göçmüş bizlerin 1913'te göçtüğümüz gibi,kimileri Bosna'ya,Kosova'ya,Karadağ'a,Sırbistan'a gitmiş çalışmak için..Halalarım;Bulgaristan/İslimiye(Sliven)'ye,Biri Kosova/Priştine'ye gelin gitmiş,diğeri Bosna'ya yerleşmiş kocasıyla.Diğerleri de Makedonya içinde farklı illere evlenip yerleşmişler..Bir tek Gülümser Halam bırakmamış baba ocağını,babasının evine ve soyuna sahip çıkmış..Ljubljana Üniversitesi'nden mezun olunca köyün Arnavutları'ndan Halil Arif enişteme kaptırıvermiş gönlünü..1980 yılında Yugoslavija kurucusu Josip Broz Tito ölmüş,1982 yılında ise halam eniştemle dünya evine girmiş..Beş çocuğu olmuş.
"Bana bak ben çok yorulmişım artık,uykumda geldi..lazım artık yatalım halacım..Ben sana yine yarın anlattırırım eniştenle nasıl anlaşmişım,nasıl evlenmişım,eniştenle vakti zamanında aramiza giren o geçen gün kafasıni yardigım Ruhiye'yle neler oldi,neler bitii..Ayde Allah raatlık versın,Rabbime emanetsın..."

Yaşadığı acıların rehavetiyle yaşlanan meşhur kırk odalı konağın yaşlı kapısı gıcırdadı,ve en son gördüğüm bir ışıktı kapanan kapıların arasından sızan...
                                                                       Ljubav...

10 Ekim 2012 Çarşamba

Nereye Geldim Lan Ben !

Biliyorum,
Çok uzun zaman oldu,e ancak
anlayamadım daha hala nereye geldiğimi...
Evet Sayın Okurlarım,
ÖSYM'nin dağıtımı sonucu Çanakkale 18 Mart Üniversitesi EZİNE MESLEK YÜKSEK OKULU'NU kazandım...
Çoğu insan " aa,ne güzel Çanakkale'yi kazanmışsın" diyor ama içi beni dışı sizi yakar hacılar..
Yok böyle bir yer,her pislik Ezine'de,İlçe değil köy burası..Afedersiniz göt korkusuna akşamları çıkıp gezemiyorsunuz..Öte yandan öğrenci olduğunuzu öğrendiklerinde dayıyolar arkanıza kazığı,10 tl lik gömlek 25, 50 kuruşluk su 75 kuruş..
Maşallah yani maşallah..
Okul ayrı bir konu zaten,daha ikinci haftadan kapıştık sayılır..
Enayimiyim ben;not tutarken ellerin terlesin,arkada diğerleri makara yapsın,sen hocanın ağzından ne çıkıyo diye pür dikkat kesil,sonra çocuğun biri gelsin senden not istesin..Var mı öyle ?
Sonra mevzu yapılır,ama beni daha tanımadılar,gerçi mesele unutuldu,ama ben onları beni tanıdıktan sonra görücem..
Daha geçen gün kököz(Bknz: Recep ivedik ifadesiyle "fok balığı"gibi konuşan) kız tek başımayken yanıma gelip "sen ne kadar sessiz bir insansın,kendi halindesin"diye muhabbet kurmaya çalışmış,tabi beni yurtta görse aynı şekilde konuşurmuydu bilemem
Gelelim yurda...
Yurt Ezine'de daha yeni,iki nişanlı iş başında..
Kız buranın yerlisi,nişanlısı Balıkesirli Arnavut..
Tahmin edebilirsiniz ki benim için kömür içinde elmas bulmaya benzedi :D
Yurt ortamı harika zaten,ilk haftalar gayet güzelken artık çatlak sesler çıkmaya başladı
Yediğimiz lokmaların başkaları tarafından sayıldığını öğrenmemiz olsun,bazı hayvanların üst katta depişmesi olsun,hepsi var yani anlayacağınız üzere..
Artık çoğu insan sıkılmış durumda,ne yapsak ne yapsak diye dolanmaktalar ortalıkta..
Artık o güzel günlerin kaldığına pek inanmıyorum,kısacası cicim ayları geçti...
O değilde İzmir'de 8.BALKANLILAR HALK OYUNLARI FESTİVALİ yapılmış ve benim haberim olmamış..Gelde ağlama,gelde ağlama..
Her şey üstüte valla yaa..yeminle kaçıp gidesim var buralardan,Allah'tan yurt ortamı iyi de,fazla sıkılmıyorum..
Okulda halkoyunları topluluğu yok!..Ne yapacım ben şimdi..Müzik topluluğuda yok..Tiyatro var,ondan da sıkıldım artık..
Bayram geldi gelecek..Hala bi şalvarım yok..Ne giyecem ben...Telaş üstüne telaş..
Bulgaristan'dan,Kosova'dan,Bosna'dan,Karadağ'dan,Arnavutluk'tan gelen akrabalar var...Hepsi Makedonya'da toplanacak,e bende gidiyorum :D
Her şey bir yana ne yapcağımı gerçekten bilmiyorum..Kafamı alıp gidesim var,çatlıyorum sıkıntıdan..
Ne yapam,ne yapam,ne yapam diye düşünmekten saçımın teli beyazlamış len...
Ya o değilde ben bayramda ne giyicem..
Lan bana baaaaaakkk ailenin soyunu ben sürdürcem...Erkek kısmının istediği yapılmalı derdi halam :D
"Feridee,Bana Şalvar Diktircen Miiiiii :D"
Bak Rica Ediyorum Sadece...
Hiyyyy,Estağfurullah ne Emretmesi :D Hadi Sendeee :D

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Aaa ! Nerden Çıktın Kız Sen ?

12 senedir kankam olur kendileri,
Biz onu sessiz ve sakinliğiyle tanıdık..Ona dair eskilerden bir kaç anım var,okuduğunda "sen nerden hatırlıyosun,ben hatırlamıyorum bunları"demesi olasıdır..
1.Sınıfta korkuyla başladım okula,her sınıf arkadaşım gibi sabahın körgözünde okula gitmek vardı,sıkılmıştım bundan..
Pek muhabbetimiz yoktu,ona dair hatırladığım ilk anı,hayat bilgisinde okuma parçasını okuyorduk sessizce,tüm sınıfta çıt çıkmıyor derken Dilek'in mırıldanışları bozuyordu sessizliği...
Öğretmenimiz kalkıp "öyle değil Dilek gözünle okucaksın böyyyle(öğretmenimiz bu sırada gözlerini açmış kitapta gezdirmekteydi :D)"hatırladığım ilk anı bu şekildeydi..
Çok sessizdi,sakindi...
Okuma bayramıydı..Hacivat olmuştum ben..Kostümü tamamlamak üzereyeleğe ihtiyacımız vardı,Dilek'in annesi yelek verebileceğini söyledi..(ki bakınız fotodaki yelek :D) yakın olan evlerinden yeleği annesinin "Dilek görmesin saklayın"tavsiyesiyle ablamla saklayarak çıkmıştık :D
Kendi halinde,kimseye ne bir zararı oldu,ne bir kötülüğü dokundu...
            2.sınıfa dair hatırladığım bir anı yok,zaten ikinci sınıfı okuduktan sonra,ablamın ortaokula geçmesi(bulunduğumuz ilkokulun ortaokulu iyi değildi)..O yüzden zamanında babamın ortaokulu okuduğu ilkokula halamın kızları ve ablamla başladık...bir kaç sene sonra(orta okula geçtiğimde),tüm eski arkadaşlarımın bizim okula aynı sebepten nakil geldiklerini öğrendim :D
        
          7.Sınıfta aynı sınıftaydık Dilek'le...Her şeye rağmen pek muhabbetimiz yoktu...O günlerden tek anımsadığım,acı bir gündü,fakat bildiğimiz bir şey yoktu...Tenefüs çaldığında Dilek'in hıçkırıklarla öğretmenimizin boynuna sarıldığıydı...
O günden sonra,içime işledi hıçkırığı,kendisi bilmez,fakat biliyor şimdi..

       8.sınıfta onunla ilgili birkaç şey hatırlıyorum..Takmıştım kafaya,sınıfımıza özel site açacaktım,ama  önce foto çekmeliydim...."Ya Emre Çekme Yaaaa" derken ki verdiği surat ifadesi hala en nadide albümümde saklıdır :D
Yılbaşıydı,çekiliş yapacaktık,banada Dilek çıkmıştı,ona ters döndüğünde havlayan bardaklardan almıştım,fakat o gün sıranın altına koyduğunda,gerizekalı Oğuzcan'ın matematik sınavı öncesi sıraya abanması ve çevirmesi ile bardak düşüp kırılmıştııı...
     
       Sonraları Net ortamında devam etti arkadaşlığımız,inanın dahada güçlendi hemde,buluşmalar,Burger'ler :D he bide şu Meşhur MUHABBET KUŞU vakasını anlatmadan edemem...
Hayvan besleme amacına kendini adamış olan Dilek arkadaşım,kankam :D benimle fikir alışverişinde bulunmakta..ona önerdiğim "balık al" tavsiyesi üzerine balıklara yaptığı zalım işkenceden bahsedince,o sessizliğinin içinde bir Testere bir I Want To Play A Game yattığını anlamıştım...
Muhabbet kuşu al,Kadıköy'de 15 tlye demiştim..bunun üzerine beraber gidip saatlerce dolaşmış olmamıza rağmen 15 Tl'ye kuş bulamamış ve tıpış tıpış eve dönmek zorunda kaldığımızdı..He birde o gün Burger'de gittiğimizde yandaki adamın eşantiyon olarak verilen ketçap ve mayonezi iade ederek parasını geri almak isteğiydi,bilmem hatırladın mı :D Burdan kendisine selam eder alnından öperim :) Teşekkür ederim :)
Bu arada kendisi tam bir sene boyunca sınava çalışmak bahanesi ile facebook ve telefon kullanmamaya başlamış ve görünmez olmuştu :D Face'ni açmadan bir gün öncesini kendisini rüyamda görmüştüm :) Buda böyle bir ilginç olay efendim :D

31 Mayıs 2011 Salı

Eylül Çocuğu !

   Hep sizlere yakın geçmişte olanları anlattım,nedendir bilmiyorum içimden daha eskilere gitmek geldi...Çook Eskilere,benim için kaybolmaya yüz tutmuş anıları,çok mutlu olduğum günleri sizlere anlatacağım...   

BİR SONBAHAR GÜNÜ...

   Dünya'ya kardeşim ve ablam gibi sunî bir sancı,ebenin vurduğu hayatta yediğim ilk silleyle açmadım gözümü,anacım beni erkenden fırtlatmış çünkü:
18 Eylül 1994/Kadıköy..
   Yağmuru,yağmur yağmış toprağı ve yağmur yağmış toprak kokusunu sevmemi buna bağladım..Ben Eylül çoçuğuyum derim...
   Küçükken o kadar yaramazmışım ki,yapma etme derken bi bakmışsın olmuş bitmiştir o...Gelelim hatırlamadığım çocukluk günlerimden aileden anektot alarak anlatalım bakınız:BABANNE KİŞİSİ VE ÇANKIRI ŞİVESİ...
"Bir köpeğimiz vardı..adı Coni Coni,öyle akıllı öyle akıllıydı ki bilimiyon...Çocukları hiç sevmiyodu,hele senin adaşın vardı senlen yaşıt,bizim bahçaya girmiş,Coni çocuğun göbeğinden tuttuğu gibi..."
diye anlatıyor olayı...
Johny öyle bir köpekmiş ki; çok temiz,kirli kaptan yemek yemez,tualetini temizler,denilenleri anlarmış,çok insancıl ama bildiğiniz çocuk düşmanı,ablama dahi hırlarmış fakat ne yaptıysam hayvana beni öyle çok severmiş ki;
-Ağzını açıp kafamı sokarmışım,ısırmazmış,
-Sopayla kovalarmışım,dönüp havlamazmış,
-Annemin kızartmalık hazırladığı çiğ patatesleri kaçırıp bi ona yedirir bi kendim yermişim..
Sonra ne olduysa o tertemiz köpek,pis,dişi bir sokak köpeğine takılmış,sonra gecekondudan taşınırken satmak zorunda kalmışız...Bu olaylar yıllar sonra anıldığında babam onu gördüğünden "onu zincire bağlı gördüm,bi çingenede,beni hemen tanıdı,boynundaki zinciriyle uğraştı durdu...açamayınca vızıklamaya başladı...içim gitti..."diye gözleri dolarak bahsetmişti...
  Herşeye rağmen onu hatırlamak isterdim,hayatta sadık dostlar bulamadıktan sonra...
Eylül çocuğu demek sanki biraz küfreder gibi oluyo belki ama her şeyden öte sağlam bi tanım benim için...
Hele şu mayıs ayında şu son bi kaç gündür yağmaya bağlayan yağmurlar yok mu,o kadar çok özlemişim ki,bana her şekilde İstanbul'u ve geçmişimi hatırlatıryor...
   Ben aslında gecekondudan taşındıktan sonrasını hatırlamaya başlıyorum...
   Oturduğumuz mahallede çoğunlukla sizden iyi olmasınlar Çorumlular vardı...Hepsi iyi insanlardı...her şey bi yana komşuluk ilişkileri çok iyiydi...11 sene sonra babaannemin yaptıklarına dayanamadan annemin taşınma ısrarları ile,evden daha önce aldığımız bir televizyon,bir buzdolabı,bulaşık makinesi,çamaşır makinesi ve ranzalarımızla taşındık,annemlerinse ne yatakları vardı,ne yorganları...Daha bir çok şeyi taşındığımız zaman almıştık...
ÇORUMLULARIN EVİ...
  Hani Çorumluların oturduğu mahalle demiştim.Mahallede hatırladığım arkadaşlarım Enes,Kadir,Songül,Sümüklü Mehtap ve Mert...Enes binada oturan bi teyzenin torunuydu,arada sırada gelip giderdi,Kadir kapı komşumuzun oğlu,Mert hemen evin bitişinde ki evde,Songül bir iki ev aşağıda,Mehtap ise Songüllerin evinin karşısında oturuyordu...
  Arkadaşlığımız o kadar güzeldi ki oynamadığımız gün hemen hemen yoktu...Evimizin karşısı hafif tepelik ve çayırdı(taşındıktan sonra oraya park yaptılar),Kar yağdığında çok güzel olurdu orası...
  Evde oturduğum zamanlarda kendi kendime oynar,okuldan gelicek olan ablamı bekler,geldiğinde kulağına çöp kutusu diye tükürür onunlada yetinmeyip yere yatıp küçük küçük tükürür,tükürükler yüzüme değerken hediye yağıyor diye bağırırdım...
  Akşam olur önce babaannem gelirdi.Babaannem bir poliklinikte hemşire/kalfa arasındaydı,sürekli patronu "Kel Hikmet"ten bahsederdi...Ardından kahveden veya karı-kızdan dedem gelirdi,işten babam en sonunda da göt sürtmeden amcalarım gelirdi,anlayacağınız bütün evin yükü babamdaydı...DEVAMI GELECEK...